Piraye-Canan Tan


Canan Tan
ALTIN KİTAPLAR
 

...Kızıl saçılıymış Piraye..

Kendimi, keşke ben de kızıl saçlı olsaydım, diye hayıflanırken yakaladım kaç kez...

Okudukça, dizelerin arasına dalıp kendimden geçtikçe, tehlikeli bir biçimde özdeşleşiyordum Piraye'yle.

Tiyatro sahnemde, bundan sonraki rolüm belliydi artık. Nazım Hikmet'inPiraye'si rolünü oynamak...

Peki bana eşlik edecek oyuncu kim olacaktı?
Bunu düşünmek bile anlamsızdı; karşımda Nazım vardı ya.
.


Anıcak Ol Meclisi- Hüsrev Hatemi




Prof. Dr. Hüsrev Hatemi
DERGAH YAYINLARI
 

''Kendimi bildiğim yaşlarda, İstanbul-Kurtuluş'ta oturuyorduk. Dışarıda II. Dünya Savaşı vardı. Evlerin arka bahçeleri vardı. Bu bahçeler, arka sokağın bahçeleri ile duvar komşusu olduğundan, biz Çobanoğlu sokağı sakinleri, aynı zamanda Kuyulubağ sokağı ile de komşu olurduk. Cumartesi günleri tatil değildi. Biz öğrenciler ve memurlar için Cumartesi yarım gündü. Pazar sabahları, babam pijamasının üzerine "robe de chambre" alır ve aynı şekilde giyinmiş Saim Bey ve Nuri Bey ile "Sabah şerifiniz hayr olsun" şeklinde bahçe selamlaşmaları olurdu. O devir İstanbul'unda Kısıklı'da Aziz Mahmut Hüdayi devrinden kalan ağaçlar dururdu. Yukarı Göztepe'yi ağaçkakanlar, Bebek, Levent, Baltalimanı ve İstinye'yi bülbüller ziyaret ederdi. 1960'lı yıllar bitinceye kadar, bir kar yağmaya görsün adını bilmediğimiz kuşlar ekmek kırıntısı aramak için, evlere sokulurlardı. Bahçedeki karları kürer ve onlara ekmek ufalardık. İstanbul halkı sık sık meslek değiştirmezdi. Saka (sucu) saka olarak yaşar ve ölür, muslukçu Kirkör veya Lefter ustalar aynı şekilde yaşar ve ölürdü. Yoğurtçular 1960'lı yıllar bitinceye kadar omuzdan askıyla taşınan yoğurt kapları ile "Silivri yoğurdu gaymaah" bağırışlarıyla geçerlerdi. Denizler kirlenmemişti. Deniz rengi grimsi yeşil veya kırmızımsı yeşil değil, çivit mavisi idi. Kadıköy, Haydarpaşa, Üsküdar vapurlarında "destan" adı verilen şarkı güfteleriyle birlikte ağıtlar satılırdı. Türkiye basınının kalbi de Cağaloğlu'nda (Babıali) atardı. 1970'li yıllar bitinceye kadar bu böyle sürdü. Kısacası bu şehirde ihtiyarlamış bir yazarın İstanbul ağıtıdır bu yazdıklarım..''

40 Gram Tebessüm- Cüneyd Suavi




Cüneyd Suavi ,
ZAFER YAYINLARI

Mizah unsuru, bugüne kadar genellikle inançlarımıza yönelik bir silah olarak kullanıldı. Ve zehirli fikirlerin çoğu, insanımıza o yolla şırınga edildi. Bir başka ifadeyle yüzler gülerken, ruhlar ağlatıldı. Elinizdeki kitap, 40 gramlık hacmiyle 40 yıllık mizah anlayışına yeni boyutlar kazandıracak, sıcak bir tebessümle birlikte duygu ve tefekkür ufkunuzu genişletecektir.


Kırmızı Bisiklet-Can Dündar



Yayın Yılı: 2010
169 sayfa

Kitap birçok farklı bölümden oluşuyor..
Yazarımız  kimi zaman baba olacak olma'nın mutluluğunu paylaşıyor bizimle,kimi zaman yaşlanan baba'sı ile yaşadıklarını..Baba'sının çocuk,kendisinin baba olduğu zamanları..kimi zaman eski hatırları,kimi zaman sokakta oynayan çocukların ne kadar şanslı olduklarını,kimi zaman bu zamanda anne baba olmanın zorluklarını..

Kimi zaman babasının ölümünü,2 baba 2 oğul olmayı,şimdiki zaman çocuklarını,hiç doğmamış çocukların mektuplarını..
2'şer sayfalık hikaye'ler şeklinde anlatıyor..

Şekerlemeli Kek..

Tamamen deneme usulü ile ortaya çıkmış bir kek,çok özel bir malzemesi yada tarifi yok,ama görüntüyü o kadar sevdim ki sizlerle paylaşmadan edemedim :)



Avon'a Teşekkür 4

Taslak'ta bekleyen post'lardan biri daha,epeyde olmuş aslında bana ulaşalı,paylaşmasamda olurmuş yani :) Ama teşekkür etmemek olmaz..




Sevgililer Günü ve Dünya Kadınlar Günü için gönderilmişti hediyelerim..Parfüm'lerden biri hemen sahiplenildi tabi..Ama itiraf etmek gerekirse erkek parfüm'ünün kokusunu daha çok beğendim ben :)

Bu arada şeffaf,mis kokulu rujlarımı ve güzel aynamızıda unutmamak gerek :) Kendilerine tekrar teşekkür ediyor,doğum günümde beni unuttukları için ise esef'la kınıyorum :)

Bazen soruluyor nasıl geliyor bu hediyeler diye,Avon'un PR uzmanlarından biri,düzenli olarak yeni çıkan ürünlerine dair mail gönderiyor bana,aradada böyle hoşluklar yapıyor..Yanılmıyorsam kendileri benimle iletişime geçmişti ilk olarak..

Ruj'lara dair başka bir yazı yazarım belki önümüzdeki günlerde..

Sevgiler..



Kozalaklı Kapı Süsü

Bu güzel güneşli güne göre değil pek ama olsun madem fotoğraflamaya başladım elimdekileri,sırayla paylaşacağım artık hepsini :)












İlk eserimi anımsarsınız buradan,esasında bu da onunla aynı zamanların çalışması idi,sıkıntıdan yünü dolamış,sonra öylece bırakmıştım..


Ta ki burada bahsettiğim Büyükada seyahatimizde bir sürü kozalak toplayana kadar..Kozalakları toplama amacımda,boyama amacımda bu şekilde kullanmakda değildi zaten,tamamen spontane olarak ortaya böyle bişi çıktı :)



Teşekkürler..Mini Foto Albüm

Geçenlerde sevgili Diloş'un Kayfesi'nin blogunda keyifli bir çekiliş vardı,bende katılmış ve hiç ummadığım bi anda şanslı isim olduğumu öğrendiğimde çokca mutlu olmuştum..


Hem kendisi,hemde Mini Foto Albüm yetkilileri çok kısa sürede benimle iletişime geçtiler,1 gün gibi bir süredede bana güzel mini mini hediyemi hazırlayıp ulaştırdılar..







Açıkcası bu kadar ''mini''olacağını düşünmemiştim,''mini'' 'cik albümüme aşık oldum,pek bi sevdim..Herkes nereden edindiğimi,hatta fiyatını sordu :)


E bende artık geçte olsa hem bir teşekkür etmek,hemde sizlerle paylaşmak gerek diye düşündüm,kendisini fotoğrafladım :)

Ben Bugün # 17..

Ben bugün..


Aslında hiç yazasım olmamasına rağmen yazıyorum..


Esasında oldukça koşturmalı günler geçirdim..


Yazacak fırsat bulamamım sebebi o..


Sanırım insan yazmadıkçada alışıyor rahata..


Dün psikolog görüşmem vardı mesela..


Çokda iyi geçti..


Kütüphaneye gittim,deli gibi dolandım sonra sokaklarda..


Akşam ne olduysa karabasanlar çöktü yine üzerime..


Yine yapmak,paylaşmak istediklerimden alıkoydu beni..


Üzgün,sıkkın,gergin ve bıkkın uykulara daldım mecburen..


Bir uyandımki güneş her yanda..


İçimdeki uyuzluğa rağmen,sevindim yinede..


Belki yine gidip deli gibi dolanırım sokaklarda..


Ve belki o zaman kendimi bulurum..

Anılarınızı Duvara Yansıtın!

Ailece gittiğiniz yaz tatilinde yaptıklarınızı yeni Sony Projektörlü Handycam ile kaydettiyseniz istediğiniz her yerde ışıkları biraz kısarak sevdiklerinize izletebilirsiniz. Diyelim ki tatilden sonra annenizin evine gittiniz. Malum emektar televizyonların usb girişi ya da SD kart girişi olmayacaktır. Peki ne mi yapıyoruz? Işıkları kısıp, yeni Sony Handycam’inizin projektörünü açıyorsunuz ve tüm anılarınızı duvara yansıtıyorsunuz. İşte hepsi bu!


 

 Sony’nin, Handycam’in tanıtımı için hazırladığı bu kısa videoda görüntü kalitesi ve kameranın diğer özellikleri sanki kendi evimizde gerçekleşiyor gibi canlandırılmış. Şimdi hayal gücünüzü zorlayın ve projektörünüzü nereye yansıtacağınızı düşünün. Çünkü artık her yüzey bir sinema perdesi...

Bir bumads advertorial içeriğidir.